Benim Dünyam

68 KUŞAĞININ ANLATILMAYAN ÖYKÜSÜ Soner Yalçın

Posted on: Mart 6, 2011

Arkadaşım dert yandı:

Oğluma yatarken hikâye yerine bazı biyografiler anlatıyorum. Picasso, Maradona, Beethoven, Che, John Lennon, Marilyn Monroe gibi.

Geçen hafta nereden duydu ise Fransız İhtilalini anlatmamı istedi?

Anlattım. Ama anlatırken korktum! Aklıma Adnan Cemgil ve oğlu Sinan geldi. Korktum.

Adnan- Nazife Cemgil çifti öğretmendi. 1940lar başında DTCFdeki üniversite mücadelesinin önde gelen aydınlarıydılar.

Adnan Cemgil işsiz kaldı; hapis yattı, sürgüne yollandı.

Oğulları Sinan Cemgil o zorlu yıllarda 1944te doğdu.

Sinan Cemgil meraklıydı; babasına-annesine hep sorular sordu. Onlar da oğullarının anlayacağı bir dille anlattılar.

Nitelikli bir kültür ortamında yetişen Sinan çok başarılı öğrenci oldu.

İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca öğrendi. Arkadaşlarına Danteden İtalyanca dizeler okurdu.

Ünlü Amerikalı artist Clark Gablenin taklidini yapıp herkesi güldürecek kadar espriliydi.

ODTÜ Mimarlıkta öğrenci iken devrimci mücadeleye katıldı. Teorik derinliğiyle öğrenci liderlerinden oldu.

ODTÜde Hoca deme âdetini Sinan Cemgil başlattı. Hoca derlerdi arkadaşları bilgisinden ötürü

Köylüleri, toprak ağalarına karşı ayaklandırmak amacıyla gittiği Nurhak Dağlarında Jandarma tarafından öldürüldü. Sırt çantasından 4 kitap, bir de kuru soğan çıktı. Yirmi yedi yaşındaydı.

Bir yaşındaki oğluna, 21 yaşında öldürülen arkadaşı Taylan Özgürün adını vermişti.

Oğlunun cesedini almaya giden anne Nazife Cemgil, tabut başındaki meraklı köylülere seslendi: “Bu oğlum Sinan. Bunlar da onun arkadaşları (Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan), kardeşleri. Onlar da oğullarım. Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekâlı güzel çocuklardı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar.”

Arkadaşım yakın tarihin bu acı olaylarını bilen biri. Üniversite öğrencilerine son yapılanlar arkadaşımı da korkutmuştu; nedeni biricik oğluydu. Oğlunun Sinan Cemgille aynı kaderi paylaşmasından korktu ve tarihsel gerçekleri anlatıp anlatmama kararsızlığına düştü.

Ona Edip Canseverin şirini okudum:

Utancı bilerek yaşamak korkunç/ Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak

ŞAİRDİLER

Size 68lileri anlatmalıyım:

Mahir Çayanın şair olduğunu bilir misiniz; Güneşi batmayan bir ada/Ben ne şuralıyım, ne buralıyım/Adalıyım Adalıyım.

Eşi Gülten Çayan atletti; 400 metrede milli takım seviyesinde bir koşucuydu.

Yakın arkadaşı erkekler 400 metre koşan atlet ise bugünün tanınmış gazetecisi Osman Saffet Arolattı.

Hüseyin Cevahir edebiyat eleştirmenliğine Siyasal Bilgiler Fakültesinde başladı. Şiir de yazdı. Tunceli Alevi Dedesi torunu Hüseyin Cevahir, Rolling Stones dinlemeyi de çok severdi. SBFnin en çalışkan öğrencisiydi; devrimci başarılı olmalıdır diyordu hep arkadaşlarına. Dürbünlü silahla hedef alınarak öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.

SBFnin efsanevi hocalarından Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, derslerinden hep tam not alan Cihan Alptekini yakından tanımak için evine davet etti. Laz uşağı Cihan yaşasaydı belki önemli anayasa profesörlerinden biri olacaktı.

Öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.

Tuncelide yakalanıp işkenceyle öldürülen İbrahim Kaypakkayanın elinden; Varlık, Papirüs, Soyut, Türk Dili gibi edebiyat dergileri düşmezdi. Türk dilinin yapısını, sözcük hazinesini, şiirdeki gücünü ve müzikalitesini araştıran şair Kaypakkaya öldürüldüğünde sadece 24 yaşındaydı.

ODTÜNÜN DONLARI

1971 darbesinde Sansaryan Handaki işkenceler sırasında polisler önemli bir delil buldu; devrimcilerin hemen çoğunda aynı tip mavi ya da kırmızı külot vardı.

Sordular; bu donların anlamı ne; mavi ile kırmızının farkı ne; bunlar THKOnun rütbeleri mi?

İşkencedeki sporcu gençler gülmemek için kendini zor tuttu, bunlar dediler; ODTÜ Spor Kulübünün donları!

Futbolu severlerdi kuşkusuz

Devrimci Öğrenciler Birliğinin tümü Beşiktaşlıydı. Çarşının devrimciliği nereden geliyor sanıyorsunuz?

68lilerden futbol takımı kurulsa Deniz Gezmiş ilk 11e mutlaka alınırdı.

Denizin ayrılmaz parçası Cihan Alptekin de

Mahir Çayan ise kesin teknik direktör; çok sevdiği futboldan iki bacağına takılan platin çubukları nedeniyle erkenden koptu.

Deniz Gezmiş sahada kesin hakemi kandırmaya çalışırdı. Onun mizahçı yönü bilenmeden Deniz Gezmiş portresi yazılabilir mi? Beyaz at üstünde ODTÜ yurdunda kız arkadaşına serenat yapan bir romantikti o. İdam edildiğinde henüz 25 yaşındaydı.

Aşkı da yaşadılar doyasıya

Sevgilisini son bir kez daha görmek için saklandığı evden çıkan ODTÜlü Koray Doğan, sırtından yediği polis kurşunuyla sevgilisinin evinin önünde can verdi.

O da 25 yaşındaydı.

O kuşak 1 kişiyi bile öldürmedi; ama tam 43 can verdiler.

Oysa

Okul koridorlarında gazoz kapağıyla futbol oynayan bir kuşaktı onlar.

Sanmayın ki fasulyesine poker ya da blöflü pişti oynamadılar?

Sanmayın ki kolalı votka içmediler? Ya da rakı?

Emel Sayın konserine gitmediklerini mi düşünüyorsunuz?

Muhammed Ali, Joe Fraziere yenildiğinde üzülmediklerini mi sanıyorsunuz?

Ya da hiç küfür etmediklerini mi? En güzelini de bir ağız dolusuyla Deniz Gezmiş ederdi. Ve yine Deniz Gezmiş her fırsatta en sevdiği türküyü söylemez miydi: Ne ağlarsın benim zülfü siyahım/ Bu da gelir bu da geçer ağlama/ Göklere erişti feryadım ahım/Bu da gelir bu da geçer ağlama

DİLLERİNDEKİ ŞARKI; IMAGINE

Delikanlıydılar. İdealisttiler. Devrimciydiler.

Bozulmamış saf bir kuşaktı onlar.

Kızılderede katledilen Kazım Özüdoğru gibi, halka inmeyi ayakkabı boyacılığı yapmak sanıyorlardı. İşten atılan Çorumlu belediye işçileri için yürüdüler.

Kürtler için de yürüdüler; Kürtçe slogan atıp, Kürtçe şiirler okudular. Varto Depremi nedeniyle kan bağışı kampanyası düzenlediler. Azgın Zap Suyuna köprü inşa ettiler.

Pancar, tütün, fındık, haşhaş mitingleri yaptılar. Tam bağımsızlık için Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenleyip Samsundan Ankaraya yürüdüler. Atatürk heykelleri tahrip edilmesin diye geceler boyu nöbet tuttular.

68li kızlar da vardı bu eylemlerde; hem de mini etekleriyle.

Hippiler yok muydu? Özel okullara hayır yürüyüşünde, uzun saçlı genç üniversiteli, sarışın kız arkadaşıyla hem sarmaş dolaş yürüyor hem de slogan atıyordu. O hippi; Kızıldere katliamından tek sağ kurtulan Ertuğrul Kürkçüydü.

Hayalleri vardı; dillerinde ise John Lennonun Imagine şarkısı…

SBFNİN DANS PARTİLERİ

Mahkemedeki savunmaları sırasında, Mevlana resmi çizip altına Ben İnsanım yazıp, hâkime gönderecek kadar bu ülke değerlerine inanan bir kuşaktı.

Resimden, edebiyattan gelmişlerdi.

Ellerinden kitap düşmedi hiç. Nice yazarlar çıkarmaları boşuna değil. ODTÜ İnşaattan Balık Memet yani yazar Mehmet Eroğlunu okumayanınız var mı?

Dans da ettiler: SBF yatılı öğrencilerinin Salı ve Cuma akşamları 18.45-20.00 arası dans partileri vardı.

Carmina Burananın Türkiyedeki ilk bale gösteriminde harikalar yaratan balet Aydın Erol unutulabilir mi? Ya da; onca işkenceye rağmen cezaevinin soğuk koğuşunda bale yapan 20 yaşındaki balerin kız Ayşe Emel Mestçi?

Anadolu türkülerini, Dadaloğlundan Aşık Veysele şehre getiren 68liler değil mi?

Tiyatro da yaptılar; Uluslararası Üniversite Tiyatroları Festivalinde üçüncü oldular.

FKF ilk başkanı İzzet Polat Araratın DTCF tiyatro bölümü öğrencisi olması tesadüf mü?

ODTÜ Sosyalist Kültür Kulübü üyeleri Ali Artun ve Yılmaz Aysanın bugünün tanınmış sanat galerisi Nevin sahipleri olması, o dönem birikiminin ürünü değil mi?

Dağcılık kulüplerini üniversitelerde ilk kimler kurdu sanıyorsunuz? Türkiyede bu sporun gelişiminde 68li Fikret Gürbüz, Tuncer Gürdil, Uçmaz Sungur, Sönmez Targan ve nicelerinin katkıları unutulabilir mi?

Ardı ardına şampiyon olan efsanevi İTÜ basketbol takımının temelini TMTF İkinci Başkanı Cavit Savcı atmadı mı?

Maratoncu Mehmet Yurdadön ülkeye madalyalar kazandırmadı mı?

ODTÜlü Ömer Gürcan cezaevine sokulmasaydı, idam edilen babası Fethi Gürcan gibi ülkemizi binicilikte birincilik kürsüsüne çıkarır mıydı?

SBFnin tanınmış milli güreşçileri Necati Sağır, Mustafa Aynur aynı zamanda THKP-Cli değil miydi?

Bugün judo ve karate de madalya alanlar, bu sporun gelişmesinde büyük emeği olan Murat Özdabakı anımsar mı? Peki ya boksörler milli sporcu Taşkın Konuralpin adını duymuş mudur?

ODTÜ Motor Kulübünün kurucularından Tayfur Cinemre motosikletiyle kimleri taşımadı ki; Ulaş Bardakçı, Yusuf Aslan, Cihan Alptekin

Fenerbahçe takımında yelken yapan Taner Türkantöz Mahir Çayanın en yakın yoldaşıydı.

Hangisini yazayım?

68 kuşağı bu özellikleriyle neden anlatılmaz?

Oysa

Toplumsal bir gelecek hayali kuranlar bu mirası her yönüyle bilmelidir.

HALA 68Lİ BİR DEVRİMCİ: YAŞAR YILMAZ

İstanbul Teknik Üniversitesi inşaat bölümü öğrencisiydi.

İTÜ Öğrenci Birliği başkanlığını Harun Karadenizden sonra devraldı.

Hakkariye Zap Suyu üzerine Devrimci Gençlik Köprüsü yapmaya giden 84 devrimciden biriydi. Deniz Gezmişin yakın yoldaşıydı.

Devletin ceberut baskısından her 68li gibi o da nasibini aldı:

1971 darbesinde Ziverbey Köşkü ve Harbiyede ağır işkencelerden geçti.

Yaşadıkları; 2,5 yıl cezaevi arkadaşlığı yaptığı Yılmaz Güney tarafından yazılan Sanık adlı öyküye konu oldu. Mahkemedeki savunmasını ise Söz Sanığın adlı kitabında kendi yazdı.

Maltepe ve Selimiye cezaevlerinde 5,5 yıl yattı. Hapisten sonra hep sakıncalı oldu; ekmeğini taştan çıkardı.

Sonra bir gün karar verdi; mühendisliği bıraktı; ülkeme hizmet etmeliyim diye düşündü.

Anadolu topraklarını 2,5 yıl karış karış dolaştı.

Unutulmaya yüz tutmuş, sahipsiz bırakılmış, 115 antik kentteki 119 antik tiyatroyu inceledi. Anadolu Antik Tiyatroları adıyla kitaplaştırdı.

Bu çalışma Kültür Bakanlığını heyecanlandırmadı.

Fakat Avusturya Kültür Bakanlığı, Yaşar Yılmazı Salzburgtaki Mozart Üniversitesi Antik Çağda Akustik ve Ses Dağılımı konusunda konuşma yapmaya çağırdı.

Çünkü bugüne kadar bilinmeyen 2 önemli bulgu keşfetmişti.

İlki sesin iletilmesiydi: Sahnedeki oyuncu, şarkıcı, konuşmacı ya da müzik aletinden çıkan sesin 20-25 bin kişilik açık hava tiyatrosunun en uzak basamaktaki izleyiciye kadar gidebilmesini, o dönemin mühendisleri orta yola sırtlı koltuklar yerleştirerek sağlamışlardı. Ses, koltuğun sırtlığına çarpıp yukarı basamağa kadar çıkabiliyordu.

İkinci buluş ise bugüne kadar düşünüldüğü gibi ilk tiyatro Antik Yunan uygarlığı döneminde değil, Erken Dönem medeniyetleri döneminde yapılmıştı ve ilk açık hava tiyatroları taş değil ahşaptı.

HIRSIZLARIN PEŞİNDE BİR 68Lİ

68li devrimci Yaşar Yılmaz antik tiyatrolar çalışmasını bitirdikten sonra köşesine mi çekildi. Hayır.

5 yıl önce, Anadoludan yağmalanan tarihi eserlerin ve kültürel varlıkların peşine düştü. ABD, İngiltere, Avusturya, Almanya, Danimarka, Rusya, ve Yunanistana gitti. Yüzlerce müze gezdi.

Türkiyeden kaçırılan 40 bin eseri buldu ve fotoğraflarını çekerek belgeledi.

Neler bulmadı ki:

Paris Louvre Müzesi: Mağnesia’daki ünlü mermer tapınak kabartmaları, Asos’dan sökülen tapınak parçaları ve yüzlerce dev boyutlu mermer, bronz heykeller. Hitit, Urartu, Bizans, Selçuklu, Osmanlı eserleri.

Londra British Museum: Ksantos’dan (Eşen-Antalya) Nereitler anıtı, Knidos’tan (Datça) 600 civarında büyük boy heykel, Mozeleum (Bodrum’daki ünlü, dünyanın 7. harikasının mermer süslemeleri ve heykelleri).

New York Metropolitan Müzesi: Sardes’ten (Salihli) sütun ve diğer eserler, Bergama’dan büyük bronz heykel, Priyene, Milet ve Efes’ten heykeller, mermer lahitler, Kültepe’den (Kayseri) Sümer-Asur dönemi eserleri.

Boston Müzesi: Asos eserleri

Washington Dumborton Oaks Müzesi: Antakya mozaikleri ve Bizans eserleri.

Baltimore Müzesi: Antakya mozaik koleksiyonu.

Chicago Sanat Müzesi: Selçuklu- Osmanlı eserleri.

Chicago Üniversitesi Şark Eserleri Enstitüsü Müzesi: Alişar eserleri.

Los Angeles Getty Villa : Burdur- Antalya yöresinden Kremna mermer kadın heykelleri. Viyana Ephesus Müzesi : 50 m ‘ye yakın mermer duvar frizleri Efes’ten giden binlerce eser.

Berlin Alte Müzesi : Priyene, Milet’ten mermer heykeller.

Berlin Pergamon (Bergama) Müzesi : Büyüktapınak, Milet ve Priyene’den tapınaklar, Zincirli’den Hitit tapınağı, Hattuşaş’dan heykeller, 33 metreye 14 metrelik dev boyutlu Milet pazaryeri giriş duvarı ve Selçuklu dönemi camilerine ait eserler.

Tübingen Üniversite Müzesi: Antakya’dan heykel ve Troya eserleri.

Danimarka Ulusal Müzesi: Troya eserleri.

Kopenhag David Müzesi: Selçuklu eserleri, Konya’dan türbe sandukası, Cizre Camii’nin ünlü tokmağı başta olmak üzere 14 ve 16. yüzyıl çini koleksiyonu.

Daha sırada 60 bin eser var.

Yaşar Yılmaz çalışmalarını sürdürüyor.

Evet, 68 kuşağı yazmakla bitmeyecek bir destandır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Mart 2011
P S Ç P C C P
« Oca   Ara »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Top Clicks

  • Hiçbiri

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 38 takipçiye katılın

Twitter Güncelleştirmeleri

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Twitter Güncelleştirmeleri

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

%d blogcu bunu beğendi: