Benim Dünyam

cem yılmaz’dan demokrasi ve matematik…

Posted on: Haziran 25, 2007

Demokrasinin en tuhaf tarafi oylama sistemidir. Yani her secmenin bir oy hakki vardir ama hicbir ise yaramamaktadir. Cunku her insanin bir oy hakki olmasi adaletsizlik. Adini yazmayi bilmeyenle yaziyi icat edenin esit oy hakki olmasi butun duzensizligin kaynagidir.

 Bence saglam bir bilgisayar agiyla vatandaslarin uretime katkisi, odedigi vergi tutari, yaptigi hayirli ve hayirsiz is sayisi ogrenilip belli bir katsayiyla carpildiktan sonra (Bu katsayiyla carpma hikayesini niye istedigimi bilmiyorum, devlet hep oyle yapar diye yazdim.) kisinin verebilecegi oy sayisi hesaplanabilir.

 Dusunsenize ikiyuz milyar vergi verenin de bir oy hakki var o tutardan fazla vergiyi kaciranin da.Orman yakanin da bir oy hakki var agac dikenin de… Secme durumu bu. Secilenlerde de durum farkli degil. En fazlasindan ilkokul bitirmis olma
sarti araniyor o kadar. Yani heykel yapan da secilebiliyor, icine tukuren de! Memlekete katki ne kadar fazlaysa oy hakkinin da o kadar fazla olmasi gerekir. Varolan durum bence hukuka aykiridir. Hatta anayasanin bir maddesine de aykiridir ama su anda kacinci madde oldugunu hatirlamiyorum.

 Oylamada bu haksizlik yapilirken sonuclari degerlendirmede de yanlis yapilmaktadir. En cok oy alan parti kazaniyor simdi. Bu yanlis! Butun yarismalarda en yuksek puan veren juri ile en dusuk puan veren jurinin verdigi oylar degerlendirmeye alinmaz. Geri kalanin ortalamasi alinir. Evet bu sacma bir fikirdir. Ama yine de bu konuya kafa yordugunu gosterir. Enflasyon devletin alenen suc islediginin kanitidir. Cunku devlet besbelli ki kalpazanlik yapmaktadir. Yani devlet acik acik sahte para basmaktadir ve bunlari aslindan ayirmak imkansizdir.
 
 Ekonomi neden batti soyleyeyim: Bir kere ekonomi ureticiler arasindaki bir tuketici iliskisine donmedikce refah gelmez. Her uretici ayni zamanda bir tuketicidir ama pek cok tuketici sadece tuketicidir. Hicbir sey uretmez, hicbir ise yaramazlar. Hicbir meslek erbabi degildirler. Hicbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o boyle olduguna inanmistir. Mukemmele yakin okey oynar ama bu spor henuz olimpiyat kapsamina alinmamistir maalesef. Bir ekonomide bu kadar TUKETICI olursa batar tabii.

 Dunyanin en az icat yapilan ulkesi Turkiye’dir. Zaten “basimiza icat cikarma simdi!” diye bir deyimin uretildigi bir ulkede sonuc baska turlu olamazdi. Ama su acik ki pek cokseye ihtiyacimiz var, bunlarin bazilarini kendimiz bulsaydik fena mi
olurdu? Cunku bunun gelismeyle ilgisi yok. En buyuk buluslar mum isiginda yapildigina gore? Biliyorsunuz mesela Edison ampulu bulana kadar henuz ampulu bulamadigi icin mum isiginda calismistir. Yani ampulu mumla aramistir. Ve hep ironi ironi dedikleri iste budur. Cunku icat dedigin patent hakki demektir ve kayda deger bir bulus insanin yedi ceddini zengin eder. Ama ulkende saglam bir telif haklari yasasi yoksa insanin icinden icat yapasi da gelmez herhalde. Yani demem o ki en azindan bir vantilator filan icat edebilirdik. Ya da tost makinesi. Bunlar atla deve degil diye soyluyorum. Yani MR cihazi demiyorum mesela. O zor tamam ama herhalde bir teflon tava yapabilirdik. Ama kendi icatcilarimiza deli muamelesi yapinca
uygarliga katki saglanamiyor tabii. Her mahallede vardir kendisi hakkinda “Bu mu? Manyagin teki mucit o! Kendi kendine acayip seyler icat eder..” diye bahsedilen biri.

 Dunyadaki icatlar doneminin kapandigi soylenir ama bu dogru degildir. Hala insan pek cok seyi yapamamaktadir. Mesela ucamamak, isinlanamamak, yeteri kadar sik sevisememek, aya gidebilmek ama orada henuz para aklayamamak, zaman tunelinin sadece filmini yapabilmis olmak, hicbir zaman dogru partiye oy verememek gibi daha cogaltabilecegimiz pek cok eksigi vardir. Dusunsenize dunyanin yuvarlak oldugunu ogreneli kac sene oldu ki sunun surasinda. Yani insanoglu binlerce yil ustunde yasadigi gezegenin birak detaylarini seklini bile bilmeden yasadi. Bati bile bu iste iyi degilken bizim durumumuzu dusunmek bile istemiyorum.

 Bir tek uluslararasi ismimiz Behcet Bey’dir. Kendisini tanimiyorum ama Behcet Hastaligi dunya tip iteraturune girmistir. Tabii gonul isterdi ki hastaligi degil ilacini bulsaydi ama zamanla o da olacaktir. Yani koca tarihe baktiginizda bula bula
bir hastalik bulmusuz. O da tam bir icat sayilmaz aslinda. Hastaligi Behcet Bey uretmedigine gore. Mesela matbaayi biz bulmadigimiz gibi bulani da ciddiye almamisiz. O yuzden hala buyuk harfleri ya da kucuk harfleri ya da hicbirini tanimayan insanlar yasiyor aramizda. Soylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy kullanma hakki var.

 Tarih boyunca bilime hic katkida bulunmamis bir topluma bir cok icattan yararlanma imkani verdigi icin dunyaya sukran borcluyuz. Adamlar telefonu buldu, biz de bari en azindan jetonu bulaydik be agbi, ayip yani? Cunku bizim orta ogretimimizde akilda kalan cumle sudur Yahu bu matematigin gunluk hayatimizda bize ne faydasi olacak?…. Hemen herkes matematikten nefret eder ve faydasiz bir sey oldugunu dusunurler. E bir toplum ya dayak yememis ya da hesap bilmiyor durumundaysa batar tabii. Matematik insanoglunun buldugu (ki herhangi bir rakkami dahi biz icat etmis degiliz. En azindan sifiri bul bari degil mi? Hayir onu da bulan bir arap alimidir ama simdi isim ver deseniz verecek durumda degilim.) en yararli derstir.

 Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama bununla ovunmek esekliktir. Cunku bu basarisiz ogrenciler arasinda yaygindir. Onlar akillari sira matematikten anlayani ve basarili notlar alani marjinal yapmak isterler… Yani onlara gore matematikten kalmak degil ondan gecmek tuhaftir. Caliskan ogrenciye inek derler ama tembel ve sorumsuz ogrenciye takilmis herhangi bir hayvan ismi yoktur.

 Matematik butun bir hayati, bir hayatta basa gelebilecek tum ihtimalleri, sadelestirmeleri, basitlestirme ya da karmasiklastirma eylemlerini, ozetle tum detaylariyla insan hayatini anlatan bir sifredir. Sifir hicbir sey degil aslinda herseydir. Bir, bir tek tanrinin ailedir. Sonra cokluk vardir azlik vardir. Bir rakam digerinden buyuktur ama sifiri neyle carparsan carp sonuc yine sifir olur. Sizin zekaniz karsinizdakinin zekasiyla sinirlidir. Yani hic kimsenin karsisindakinin kendinden daha zeki oldugunu anlamasina imkan yoktur. Herhalde o yuzden herkes kendini zeki zannediyor, hicbir salak, salak oldugunun farkinda degil.

 Matematik felsefenin de temelini olusturur. Herhangi bir sayfada gordugunuz iksler yeler, abuk sabuk isaretler filan size hayattaki cok karmasik bir durumu formule eder ve size bilinmeyeni yani X’i sorarlar. Anlasana be sapsal o X dedigi sensin.
Ileride yolunu kaybettiginde nasil bulacagini bilmen icin bu formul.

 Matematikteki problemler hayattaki problemlerin aynisidir. Yani iki kere iki her zaman dort eder. Matematik bunu bize garanti ediyor. Ya her zaman iki kere iki dort etmeseydi? Ticaret cok riskli bir hale gelmez miydi? Sen hala de ki “Ulan bu karekok alma da neyin nesi?” Ya da “Integral mi? delirdi bu herhalde.!”

 Matematikten hoslanmayan ogrenciler sonraki hayatlarinda genellikle tercihlerini hep yanlis yapan insanlar olurlar. Sanirim ulkemizdeki secim sonuclari buna kanit olusturmaya yeter.

 Evet matematik zordur ama hayat da oyledir. Matematigi seviniz cunku fazla seceneginiz kalmadi. Siz matematigi gereksiz buldukca enflasyon yukseliyor. Birbiriyle satranc oynayan kari koca sayisi artmadikca bu isler duzelmez. Herkesin oturup ya da daha iyisi oturdugu yetisir kalkip “acaba ne icat edebilirim” diye dusunmesi gerekir. Ama ondan once sahip olduklarimizin degerini bilmeliyiz.

 Kendi yerel zenginliklerimizin de farkinda degiliz. Sozgelimi Bodrum’daki otellerin neredeyse hicbirinde Bodrum zeytini yoktur. Koylerinde bin cesit peynir yapilan turistik bir beldede oraya uc yuz kilometre oteden gelmis ve otelin satin alma mudurunun zimmetine gecirdiginden artanla alinmis bir beyaz peynir sunulur. Yani otelin hemen arkasindaki tepenin yamacindaki koyde yapilan muhtesem keci peynirinden otelde kalan Italyanin haberi olsa sirf o peynir icin seneye bir daha gelecek ama maalesef bu olmamaktadir. Ustelik getirilen peynirin yanina bir parca hiyar, biraz da maydanoz konarak turiste “bizim yalnizca peynirimiz degil sebzelerimiz de igrenctir” mesaji verilmektedir.

 Turizm deyince bu arada turistik sapiklar icin bir ikazim olacak. Evet belki bazi kadin turistlerin beldemize geldiklerinde bir iki hemsehrimizle sevistigi olmustur ama emin olunuz ki hicbirinin buraya gelis maksadi bu degildir. Cunku seks turizmi yapanlar genellikle uzakdoguya falan giderler bize gelmezler. O yuzden kendilerine tecavuz etmesek iyi olur. Onlar senin ustune alindigini bilseler o mini etegi giymezlerdi ama seni bilmiyorlar tabii…

Cem YILMAZ…..

1 Response to "cem yılmaz’dan demokrasi ve matematik…"

E-mailime gelen bir yazı çarpıcı bir cümle ile başlıyordu. “Demokrasinin en tuhaf tarafı oylama sistemidir” cümlesiyle başlayan yazının altında “Cem Yılmaz” imzası vardı (!) İnternet kayıtlarını incelediğimde aynı yazının “İşte Cem Yılmaz farkı”, “Cem Yılmaz’dan Demokrasi dersi” gibi başlıklarla forum forum dolaştırıldığını ve olumlu tepkiler aldığını gördüm.

Yazıda herkesin eşit oy hakkına sahip olmasının adaletsizlik olduğu, bireyin oy hakkının sosyal statüsüne göre belirlenmesi gerektiği iddia ediliyordu. Aydın ve entelektüellerin bilgisayar düzeninde bazı kriterlerle belirlenmesi ve kendilerine daha fazla oy hakkı tanınması gerektiğinin altı çiziliyordu. İlk etapta mizahi bir üslupla yazılmış yazının ciddiye alınmaması gerektiği düşünülebilirdi ancak yazıya yapılan yorumlar dikkate alındığında yazılanlara kayıtsız kalmak mümkün gibi görünmüyordu. Yazılanlara alkış tutup yazara methiyeler düzenler “sezardan daha sezarcı” bir yaklaşımla oy haklarının orantısızlığını bir kenara bırakmış, herkesin oy hakkının olmaması gerektiği iddiasını da ortaya atmışlardı. İşin en vahim tarafı da toplumun belli kıstaslara tabi tutularak “asıl unsur”ların saptanması durumunda bu seçkin zümrenin hatırına kendi oy haklarından vazgeçeceğini ifade edenlerin olmasıydı.

Kast Sistemi

Tarih kitapları M.Ö. 1600 yıllarında kuzeyden gelen, medeniyete bütünüyle kapalı, biyografi sayfaları şiddet sahneleriyle dolu savaşçı köylüler ve göçebe çobanlardan oluşan, kendilerine “aryalar” (arias/aryan) denilen bir kavmin Hindistan’ı yavaş yavaş istila etmeye başladığını yazar. Aryalar doğuya, Ganj Çatalağzı’na kadar yayılıp başka bir ırktan olan yerlilerin arasına karıştıkça eriyip gitme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını fark ederler. O gün için yönetici ve egemen pozisyonunda olan bu azınlık grup, ayrıcalıklı kalabilmek için “kast” sistemini ortaya atar.

İlk olarak “aryas” ve “chudras” adıyla iki ayrı toplumsal sınıf oluşturulur. Bu eylem muhtemelen yerli halkı bir hamlede iki ayrı statüye ayırma girişiminden ziyade o gün için zaten gerçekleşmiş olan bir sınıf ayırımının adını koyma ya da şuur altında saklı bulunan bir ötekileştirme projesine resmiyet kazandırma girişimidir. Daha sonraları bu kategorizasyon Brahmanlar (din adamları) , Kşatriyalar (soylular) , Vaisyalar (tüccarlar), Sudralar (işçiler) olarak kendilerini diğer kastlardan ayırt ettirici işaretler taşıyan sınıflara kadar genişletilir. Bütün bu kastların ötesinde beşinci bir kast olan Dokunulmazlar (Paryalar-köleler) sınıfı vardır. Paryalar herhangi bir kasta ait değillerdir ve toplumun tabanını oluşturan sınıftır. Doğdukları anda “murdar” damgası yiyerek toplumun en alt tabakasında yaşamaya mahkûm edilirler. Eğer üst kastlara ait bir Hindu’ya bir “dokunulmaz” temas ederse, üst kasttaki kişinin arınmak için birçok ritüelden geçmesi gerekir. Bu temasın gölge teması olması sonucu değiştirmez.

Böyle bir örgütlenme piramidinde en alt statüye ait üyeler dışında hemen her üye, tepeden bakabileceği bir sınıfın varlığıyla teselli bulur ve bu durum sistemi ayakta tutacak en önemli dinamiktir. En aşağı görülen kastlar, genellikle ilkel orman yaşamından yeni gelmiş gruplardan oluştukları için sisteme zarar verecek bir arayışın içine girmezler.

Demokrasi mi Oligarşi mi?

Demokrasi ya da diğer adıyla halk idaresi; vatandaşlar arasında hürriyet ve eşitliği esas alan, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede toplumun bütün bireylerine eşit haklar tanıyan bir yönetim biçimidir. Demokrasi esasen ferdi bir hadisedir. Bu vasıf her vatandaşın hâkimiyete insan sıfatıyla iştirak etmesidir ( M.K. Atatürk ).

Eski Yunan’da Aristo dâhil olmak üzere bazı filozofların “ayak takımının yönetimi” gibi aşağılayıcı kavramlar kullanmış olmasına rağmen demokrasi, diğer yönetim şekillerinin arasından sıyrılarak günümüzde en yaygın kullanılan devlet sistemi haline gelmiştir. Demokrasinin gelişimine bakıldığında çeşitli olgunlaşma evrelerinden geçtiği, kavisler çizen bir maziye sahip olduğu görülür. Çok defa liberal, sosyal, muhafazakâr hatta anarşist gibi neredeyse birbirine zıt kavramlarla ifade edilir ki bu pratikte pek çok demokrasi türünün olduğu ve yalın haliyle demokrasinin bir idare biçimi olmadığı anlamına gelir. Buradan da anlaşılacağı üzere demokrasi “sorgulanamaz” bir sistem değildir. Lord Acton’a göre demokrasi ideal bir yönetim biçimi değildir. Jean Jacques Rousseau’ya göre en büyük tehlikesi çoğunluğun tiranlığına dönüşebilmesidir ve bu nedenle de kelimenin tam anlamıyla “gerçek demokrasi” hiçbir zaman tesis edilemez. Benzer bir yaklaşım sergileyen Friedrich A. von Hayek; “Demokrasi ümit edildiği gibi tiranlığa ve baskıya karşı insanların güvenliğini sağlayacak bir sistem olamadı” diyerek demokrasiye olan inancını kaybettiğini ifade eder. Demokrasiyi daha sivri bir dille eleştiren Montesque, Eflatun ve İmmanuel Kant gibi düşünürler onun bir çeşit “despotizma” olduğunu söylemekten çekinmemişlerdir. Buradan hareketle demokrasinin kusursuz bir sistem olmadığı söylenebilir. Ne var ki devlet idaresinin askeri, siyasi ya da maddi planda önde gelen belli bir zümrenin eline verilmesi ise oligarşik bir düzenin tezahürüdür. Bu ise ideal bir yönetim biçimi olmaktan bir hayli uzak, hangi zümrenin eline geçeceği kestirilemeyen ve demokrasi ile bağdaşmayan bir yönetim biçimidir.

Kim Aristokrat Kim Ayak Takımı?

Bütün bireylerin devlet politikasını şekillendirme hakkının bulunmadığı bir idare sürecinde ilk olarak bu sürece doğrudan ve dolaylı müdahale edecek olanlar ile herhangi bir müdahale hakları bulunmayan zümrelerin tespit edilmesi zorunluluğu vardır. Bireyleri etnik, din, dil, meslek, mezhep, eğitim durumu, gelir dağılımı, ödediği vergi miktarı gibi çeşitli parametrelerle tek tek inceleyip kategorize edecek bir kurumun varlığı da aynı ölçüde bir zorunluluktur. Bir ülkede böyle bir kurumun varlığından ve kategorize edilmiş bir halktan bahsediliyorsa o ülkede oligarşiden söz etmek daha doğru olur. Hint kast sisteminde olduğu gibi bireyin toplum içindeki kastını ya da statüsünü belirleyecek bir kurumun olması halinde herhangi bir statüye alınma kriterlerinin belirlenmesi de önem arz edecektir. Kimin Aristokrat kabul edileceği ya da Aristokraside hangi kriterlerin esas alınacağını kim belirleyecektir? Sözgelimi bakımlı, şık giyinen, lüks yerlerde yemek yiyen ve fazla tüketen bir sanatçı mı aristokrat kabul edilecek yoksa dağda-bayırda koyun otlatan bir çoban mı ?

Aydın-Entelektüel -Birey Olma

Entelektüel geçinip kendi gibi olmayanları bir hamlede ötekileştirenler her şeyden önce şunu iyi bilmelidirler ki herkesin “aydın-entelektüel-aristokrat” olma gibi bir zorunluluğu yoktur. Devlet ya da mevcut iradenin bireyi aydın-entelektüel olmadığı gerekçesiyle dışlaması, bununla da yetinmeyip vatandaşlık haklarından mahrum bırakması en hafif ifadeyle zorbalıktır. Kendisini sevk ve idare edecek siyasi otoriteyi seçme hakkı, aydın ve entelektüel olmanın değil birey olmanın verdiği bir haktır. Demokrasiyi “seçilmiş” bir zümrenin tekeline almaya kalkma girişiminin fikrî altyapısı demokrasiyi oligarşik rejimlere dönüştürme düşüncesine dayanır. Bireyin mesken ve meslek gibi kavramlarla değerlendirilip “asıl unsur” ve “öteki unsur”lar şeklinde bir sınıflandırmanın yapıldığı bir ülkede doğrudan ya da çoğulcu bir demokrasiden bahsetmek bir yana temsili demokrasiden bahsetmek bile mümkün değildir.

Aydın Zümre-Ortak Akıl

Belli bir eğitim-öğretim sürecinden geçmiş olmak her zaman aydın olma manasını ifade etmediği gibi böyle bir süreçten geçmemek de cahil olma anlamı taşımaz.

Biz cahil dediğimiz vakit, mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören hakiki âlimler çıkar. ( M.K. Atatürk)

Her üniversite görmüş, mürekkep yalamış bireyin “aydın” kabul edilmesi yanlış olduğu gibi aydın ya da entelektüel olduklarına hükmedilenlerin her zaman isabetli kararlar verip ortak aklın gösterdiği hedefe doğru yol alacağına inanmak da ayrı bir hatadır. Siyaset arenasında boy gösteren bir yığın aydın-entelektüel insanın farklı kulvarlarda yol almasının manası budur.

Toplumu belli kastlara kategorize edip her sınıfa ayrı bir rol biçmek yerine mevcut toplumsal ayrışmanın ve bunun getirdiği muhalefetin önüne geçecek yollar aranması hem demokrasi hem de ülke adına daha kazançlı bir yol olacaktır.

Kaynak: http://www.serinselvi.com/yazi.php?no=62

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Haziran 2007
P S Ç P C C P
« May   Haz »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Top Clicks

  • Hiçbiri

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 38 takipçiye katılın

Twitter Güncelleştirmeleri

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Twitter Güncelleştirmeleri

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

%d blogcu bunu beğendi: