Benim Dünyam

olmuyorsa zorlama

#GabrielMarquezGarcia


Olmuyorsa zorlama.

Ya hayallerin kırılır, ya kalbin…
 Unutmuş gibi yap. Çünkü güzel şeyler onları hiç beklemediğin an gerçekleşir…

Resim

Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir…

Aşk kendinden vazgeçme hâlidir, kendi benliğini ezmeden ‘biz’ olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz..

Biz birbirimize karşı çok saygılıydık; mesleklerimiz ve bunun gerektirdiği fedakârlık hallerinde hele daha da çok saygılı ve yol açıcı davrandık hep.

Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık; önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik. Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi. Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir..

Şunu çok açıkyüreklilikle söyleyebilirim; o benden daha iyi bir insandı. O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki; yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış.. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki; büyüleyici bir şeydi bu.. Ben köşeleri çok olan bir insandım, Yaman beni eğitti.. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın. Ben Yaman’la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım..

Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca; bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana.. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki; dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın..

Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü.. Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır. Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz’ı turlardık..

Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz; ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da; ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz..

Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir, emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez; öyle olursa akraba olursunuz.

Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık.. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde..

Bu hem maddi hem mânevi bir şeydir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha âdil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için; başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk..

Şimdi bu duyguların esâmesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya; biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara.

Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun.. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir.

Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi, ‘Aşk bir kör atlayıştır.’

İnsanların birbirleri için ‘sağlama’ yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın..

Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama; Aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı…”

”En zoru bir ölüye âşık kalmak..
Bir yerlerde karşılaşacağımızı düşünüyorum,
Eğer karşılaşmazsak;
Büyük haksızlık..”

Resim

Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor Diego’m. Eskiyor bütün bedenler.

Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.

Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.

Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum…

Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.

Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen! Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, Sana ait oldum hep.Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla.

Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m.. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben Diegom. Sen acı çekme diye. Ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.

Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…

Kurbağa sevgilim, Diego’m..Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

 

 

 

 

Yazının devamını oku »

Yazının devamını oku »

Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum
Fakat sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin
Bir gün , sende aynı şeyleri söylüyor olacaksın

Yazının devamını oku »


“Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim,” dedin,
“bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede.”

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Nisan 2017
P S Ç P C C P
« Nis    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Top Clicks

  • Hiçbiri

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 38 takipçiye katılın

Twitter Güncelleştirmeleri

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Twitter Güncelleştirmeleri

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

%d blogcu bunu beğendi: